Günün Sözü

Umut her daim vardır...
tai masajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tai masajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2013 Cumartesi

Çin Günlüğü X (Muhteşem geçirilen Zaman)

En son bıraktığım satırlardan beri geçen zamanı düşününce iyi ki tembellik yapmaya zaman bulabilmişim... Gerçi şu geçen zamanda da çok yorucu şeyler yapmadım ancak eve girme fırsatı da yakalayamadım.

Dün Sarah’la 3 gibi evden çıktık, Shangha’deki antik pazara gittik. Bu ülkede çılgın bir pazarlık yapma durumu var. Gitmeden önce Sarah”ben iyi pazarlık yaparım” deyip bana taktikler vermeye çalıştı. Adamların hepsi sanki sözleşmiş gibi aynı taktiği uyguluyor. Olan şu; diyelim bir şeyi beğendiniz ve fiyatını sordunuz. Tipik olarak herkesin ama kesinlikle hepsinin yaptığı, hemen eline hesap makinesi alıp cümleye başlıyor. “Bak aslında fiyatı bu” deyip inanılmaz bir rakam yazıyor, sonra “ama sen çok güzelsin ve seni sevdiğim için sana özel bir fiyat vereceğim. Bu fiyatı sadece sana veriyorum, başkalarına bu kadar inmem” deyip kendince makul denecek bir fiyat yazıyor. Ancak o yazdığı rakam da bence inanılmaz. Yani ben ki, annem ve ananemle Kapalıçarşı'da, Mahputpaşa’da manyak alışverişler yapıp, asıl pazarlık nasıl yapılır konusunda özel dersler almışım iki uzmandan, elin Çinlisi kendi dediği fiyata bana satabilir mi istediğini? Ben çılgın bir şekilde olamayacak bir fiyat söylüyorum, Sarah diyor ki “Ama çok düştün, satmazlar bu fiyata” diyor. Ben de “O zaman vallahi almam çünkü ben bunların aşağı yukarı kaç para olabileceklerini biliyorum. Aynılarını daha düşük fiyata Kapalıçarşı’dan alırım ama önemli olan buradan minik hediyeler götürmek. Çin’i anımsatan bir şey olsun yeter. Daha fazla para hiç kimse verdiremez, gidelim o zaman” diyorum. Ve arkamı dönüp gidiyorum. Adam ya da kadın arkamdan bağırıyorlar, “Tamam, tamam, gel, senin dediğin paraya olsun!” Ve böylece manzara aynı şekilde sürüp gitti. Sarah ile beraber adamları yıldırdık. Asıl komik olanı, pazarda o kadar çok yabancı vardı ki, yani Batılı demek istiyorum, hepsi durup bizi seyretmeye başladı. Pazarcılar peşimizde gülmeye ve  Sarah "sen benden de beter çıktın" demeye başladı.  Neyi kaça istiyorsak onu alıyoruz ve diğer yabancılar kıskançlıkla bize bakıyorlar. Bir kaçını fark ettik ki bizi seyredip bizim gibi yapmaya başladılar. Sonra da bize bakıp sırıttılar.  Neyi kaça istediğiysem o rakama aldım. 1 saat içinde almam gereken tüm hediyeleri almıştım. Tüm alışverişi bitirdikten sonra Fraser Residence’in 6. Katındaki Yunan Restaurant’ına gittik ve bir kaç meze ile beraber Cin içtik. Manzara inanılmazdı. Ya da belki hep aynı manzaraydı. :) Binalar, binalar, binalar...



19.30 civarı kendimizi eve  zor attık, çabucak hazırlanarak Sarah’ın arkadaşlarıyla sözleştiği Xi Bo Restaurant’a gittik. Buraya geldiğimden beri yediğim yemeklerin hepsi de muhteşemdi. Elbette yemeğe verilen, bize göre az paralar da düşünülürse, yemek konusu en inanılmaz şeydi seyahatim boyunca. 7 kız, terasta oturarak dünya kadar yemek yiyip, 5 şişe şarap içtik. Masadan kalkarken hemen hemen hepimizin kafası hali hazırda güzeldi. Ve kişi başı ortalama 65 TL civarı hesap ödedik. Öyle bir yemeği İstanbul’da o kalite de bir yerde yiyeceksiniz ve o kadar içki içeceksiniz muhtemelen kişi başı hesap rahatlıkla 200-250 TL civarı gelir. O da bugün iyi günümdeyim ortalama bu gelir diyorum, daha yüksek olma ihtimalini kesinlikle göz ardı etmiş değilim.

Restaurant’tan çıktıktan sonra bir Gece Kulübüne gittik. Kızlar tamamen dağıttılar. Hepsi çok doğal, rahat, eğlenceli, güler yüzlü ve sıcakkanlıydılar. Gerçekten her zaman hatırlayacağım bir gece geçirdim. Çok güldüm, çok eğlendim. İnsanları gözlemlemek çok eğlenceliydi. Bu Amerikalı ve İngiliz kızlarının rahatlıklarını ve umursamazlıklarını gerçekten seviyorum. Hiç kasmıyorlar, farklı olma çabasına girmiyorlar, nasıl hissediyorlarsa öyle davranıyorlar. Bizler maalesef çok fazla kurallarla yetiştirildiğimiz için hiç zaman onlar kadar rahat olamayacağız. Rahatlık derken yanlış anlaşılmasın, eğlenmekten bahsediyorum. Kimseye bir şey ispatlama çabası olmadan sadece içinden geldiği gibi davranmaktan söz ediyorum.

Gece 2  civarıydı sanırım epey sarhoş bir halde eve döndük. Sabah kalktığımda, ne zaman yüzümü yıkadığımı, pijamalarımı giyindiğimi ve yatağa yattığımı hatırlayamadım. Tüm bunları ne ara yapmışım hala hiç bir fikrim yok.  Sabahleyin sürünerek yatakta çıktım... İkimiz de zor bela toparlanıp,  birer fincan çay içip tekrar sokağa attık kendimizi.  French Concession’da (Fransız bölgesi) bulunan Tianzifan’da,  “Komunne” adlı mekana  Brunch’a gittik. Servis bizi çok bekletti ancak hayatımda gördüğüm en büyük fincanda (Mug) nefis bir kahve içtim ve harika bir omlet yedim.  Zaten onları yedikten sonra akşama kadar bir daha canım bir şey yemek istemedi. 









Brunch sonrası manikür ve pedikür yaptırmaya gittik. Yine ilklerden birini yaşadım ve pedikürümü ilk defa bir erkek yaptı. Çok sevimli bir karı-koca’nın işlettiği bir dükkanda şaşıracağınız kadar hızlı ve profesyonel servisi aldık. Çift 12 seneye yakın New York’ta yaşamış ve her ikisinin de New Yok Nail School’dan diploması vardı duvarda. Bazen dünyada olan şeylere gerçekten şaşırıyorum. Yani düşünsenize,  karı-koca 12 sene New York’ta yaşa, bu işi yaptığın için profesyonel olmak iste ve bu işin okula gidip hakkını vermeye çalış. Gerçekten takdir ettim. Adamlar yaptıkları her şeyi ciddiye alıyorlar. Küçümsemek için yazmıyorum ancak bizim ülkemizde bu işin bir okulu bile yok. Kaldı ki bir manikür ya da pedikürcüden “hani senin diploman?” diye sorduğunuz soruya cevap bekleyesiniz. Biz de her şey kafa göz yara yara yapılıyor. Tüm French Concession’u yürüyerek dolaştık diyebilirim.  Aynı bölgede sabah yaptırdığımız randevuya yetişmek için masaj salonuna koşturduk. Tam 1 saat Tai Masajı yaptırdık.

İşte burası çok önemli...  Daha önce de çok iyi olduğunu düşündüğüm bir Tai Masajı yaptırmıştım. Hem de Nişantaşı’nın göbeğinde çok iyi bir yerde. Buraya isim yazmayacağım...  Bugünkü masajdan sonra kafama takılan soru şu; eğer o masajsa bugün yaptırdığım neydi? Ben böyle bir şey görmedim, yaşamadım. Tek kelimeyle; İNANILMAZDI. 1 saatlik masaj sonrası çıktığımda tüm kaslarım ve eklemlerim bayram yapmıştı. Bir kere en önemli şeyi yazıyorum. Arkadaşlar gittiğinizde,  soyunup,  üzerinize litrelerce yağın boşaltıldığı ve tüm vücudunuzun okşandığı şey kesinlikle masaj değil. Değilmiş yani. Bugün bunu çok net şekilde anladım.

Gider gitmez bizi çok hoş bir şekilde karşıladılar. Masajın yapılacağı odaya aldılar. Sarah ile aynı odada olmak istedik o yüzden yerde iki tane ayrı ayrı yatak hazırlanmıştı. Bir çift bizi odaya aldı, hemen havlularla başımızı koyacağımız yeri hazırladılar ve giyinmemiz için yarım üst kimono ve alt pijaması verdiler. Kıyafeti tam anlatabilmem için Kung-fu yapanların üzerindeki beyaz kıyafetleri düşünün , buna benzer kıyafetlerdi. Üzerimizdekileri çıkardık ve verdiklerini giyindik. Çift geri geldi ve yine ellerini başlarının üzerinde birleştirip eğilerek bize selam verdikten sonra  yerdeki yataklara yüzüstü uzanmamızı istediler ve böylece masaj başladı. Ayak parmaklarından başlayarak tüm vücudunuzdaki kasları tek tek elden geçiriyorlar. İnanılmaz güçlü parmakları vardı bana masaj yapan kızın. Vücudunuzu sizin bile haberiniz olmadığı bir şekilde esnetiyorlar. Mesela siz yüzüstü yatarken ellerinizde tutup sizi geriye doğru geriyorlar. Yüzüstü,  bir yay şeklinde oluyorsunuz. Kollarınızı gerip, sizin olmayacağını zannettiğiniz şekillerde büküp, gerip, esnetiyorlar. Velhasıl  1 saat boyunca vücudumdaki tüm kaslar ve eklemler gerildi, büküldü, esnetildi, yoğuruldu ve yumuşatıldı. 1 saatin sonunda tüy kadar hafiftim. Belimdeki ağrı geçmiş, boynumun kilitlenmiş kasları açılmıştı.

Bu masajı İstanbul’da yapan birini bulayım abone olacağım. Her hafta ne yapar eder giderim kesinlikle. Masaj sonrası çıktığınızda yine önünüzde eğilerek sizi selamlayan biri kapıda bitiveriyor ve harika bir zencefilli çay ikram ediyorlar. Gittiğimiz SPA’daki ortam huzurlu, sakin ve bir o kadar da aydınlıktı. Masaj yaptırdığınız odalar hariç her yer SPA’larda alışık olmadığımız derecede aydınlıktı.  İç ferahlatıcı bir havası vardı. Masaj sonrası yine yürüyerek eve geldik. Kendimize yine harika birer Cin hazırladık ve Sarah’ın kaldığı binanın çatı katına çıktık.


Pekala, yaptığımız çılgınca şeyi anlatıyorum şimdi. Binanın çatı katı dediğimiz öyle insanların takılacağı bir yer değil. Filmlerde gördüğünüz yüksek binaların çatılarını düşünün. Düzlük bir alan, borular, bacalar vs. Çatının kenarları yarım metrelik bir genişlikte ama daha yüksekte tabi.  Kenarlara duvar örüldüğünü düşünün. Çatıya çıktığınızda bu duvarlar yüzünden aslında sadece gökyüzünü görebiliyorsunuz, etrafı göremiyorsunuz çünkü duvarların yüksekliği 2 mt civarında. O duvarların kenarlarında da 30 cm yükseklikte demirlerle yine güvenlik yapılmış. Biz borulara tutunarak o yarım metre genişliği olan duvarın üstüne tırmandık. Bardaklarımızı, fıstık ve cipsimizi de alıp duvarın üstüne oturduk ve tüm Shanghai gözümüzün önündeydi... Bir gökdelenin tepesinde, kenardaki duvara oturarak inanılmaz bir manzara seyrettim. Karşımdaki tüm binalar elimi uzatsam dokunacağım mesafedeydi ama aşağıya bakmaya cesaret edemedim. Yükseklik korkusu olan biri için bence takdir edilmesi gereken bir hareketti bu. Ben hala kendimi tebrik ediyorum. Hayatım boyunca bir daha asla yapamayacağım şey, bir gökdelenin tepesinde oturup ayaklarımı aşağıya sarkıtmak olacak sanırım. Eh bunu da yapmadım demem artık. Delice bir tecrübeydi ama değdi...  

Sarah’ın erkek arkadaşı ona bu akşam yemek pişireceği için bizim kızımız erkek arkadaşına gitti. Ben eve yine nefis bir Tai Yemeği ısmarladım ve hem yemeğimi yedim hem de yazımı yazdım. Bu yemekleri bırakıp gidecek olmak bana büyük üzüntü veriyor. İstanbul’da da yalnız yaşayan biriyim ve genellikle pişirmektense dışarıdan ısmarlamayı isterim aslında. Ancak istanbul’da böyle bir şey yapsam, ayın onuncu günü tüm maaşımı tüketmiş olurum herhalde. 

Yediğim ya da yaptığım şeylerin fiyatları yazmam belki sizi sinir edebilir ancak bir fikir oluşturması ve bir gün eğer gelmeniz nasip olursa buraya, geldiğinizde size yol gösterici olması için özellikle belirtiyorum. Buradan hareketle  aslında buraya yapacağınız seyahatin Avrupa’da bir kaç gün bir yere gitmenizden daha ucuza geleceğinden emin olabilirsiniz. Yolun uzunluğu nedense insanlara maddi açıdan da çok büyük bir yük getirecekmiş gibi görünüyor olabilir ancak böyle bir düşünceniz varsa da unutun... Hepinizi şaşırtacak derece hesaplı süper bir tatil yapabilirsiniz burada. Geceliği 80-100 TL arası gerçekten kaliteli kalınacak oteller var. Daha lüks yerde kalmak istiyorum derseniz de elbette seçim sizin ancak daha önce adını duymadığınız Residence hizmeti veren çok temiz ve çok güzel yerler inanamayacağınız kadar çok burada.  Ben Sarah burada diye daha cesur hareket ederek geldim elbette ancak fazladan 700-800 TL ile de bu seyahati yine rahatlıkla yapabilirmişim. Bu beni neden rahatlatıyor?  Çünkü bakarsınız önümüzdeki yıllarda belki bir daha gelirim bu ülkeye.     :)


Aklıma gelmişken, Sarah’ın erkek arkadaşı Tang bu sabah 100 katlı binanın merdivenlerini  tırmanmayı 25 dakikada tamamlamış. Biz sabahın köründe sarhoş sarhoş uyurken o çoktan gidip yarış işini halletmiş bile.  Maalesef seyretmeye gidemedik. ..  Uyku ağır bastı... :)

18 Ekim 2013 Cuma

Çin Günlüğü VII (Jing An Si)

Kaldığım semtin adı Jing An Si. Bugün tamamen tavaf ettim. Kaç defa kayboldum bilmiyoum. Bir süre sonra saymayı unuttum. Doğru dürüst kahvaltı yapayım, güne kuvvetle başlayayım istedim. Bütün kuvvetim, gücüm sokaklar arasında bir yerlerde kaldı. Sarah, Wagas Restaurant var, American pancake yapıyorlar, çok güzel kahvaltısı var dedi, çıktım yola. 






Zaten benim başıma ne gelirse bu yemenin derdinden gelecek.  Allahım, adım başı Wagas olduğunu söyledikleri yerde ben tam 4 saat dolaşarak bulamadım ya!  Kime sorsam, her zamanki gibi havalara bakıp,  ben yokmuşum gibi davrandılar. Dil özürlü millet ben bir Çinlileri gördüm. Bir tane Allah’ın kulu bilmez mi İngilizce anlamıyorum ki.

İnat ettim bulacağım diye, hiç bir şey alıp yemedim. Baktım artık tabanlarıma kara sular indi, adım atacak halim kalmadı, neyseki çantamdaki elmayı hatırladım. Oturdum kaldırımın kenarına elmamı yedim, biraz kendime geldim tekrar başladım dolanmaya. Şu an bana sorun, sokak sokak size tarif edeyim bu Shanghai’yın Jing An Si semtini. Neyse baktım dön dolan hep aynı sokaklar, metroya binip bölge değiştireyim dedim. Metro hatları 14 tane var. Her  hattı numaralandırmışlar. 1’den 16’ya kadar. Toplamda 14 adet hat ama, 14 ve 15 numara yok. Neden? Bilmiyoum. Olurda İngilizce bilen birine rastlarsam ilk işim sormak olacak. 


Metro için aşağı indiğinizde başka bir dünya ile karşılaşıryorsunuz, bildiğiniz alışveriş merkezi gibi bir alan, siz nereye gidecekseniz işaretleri takip ediyorsunuz ancak sağınız solunuz her yer mağaza. Bu arada her duraktaki çıkışlar da numaralandırılmış. Bizim metroda nasıl ki çıkışa göre isim yazar, mesela; Taksim Gezi Parkı çıkışı ya da Taksim Meydanı gibi, burada her çıkış numaralandırılmış. Örneğin akşam Sarah ile West Hanjing Road durağında buluşacağız ama 7 numaralı çıkışın önünde buluşalım diye sözleştik. Çünkü bazı duraklarda  12, bazılarında 20 tane farklı çıkış var. Bana çok mantıklı geldi. Diğer türlü ara ki bulasın nereden çıkacağını. Metro 3 yuan, bu da 1 TL yapıyor. Hala öğrenci ücretine yolculuk yapıyorum yani :) Aşağıdaki resimlerden de görebileceğiniz gibi metro rayları açıkta değil. Metro durakta durunca önce vagonların kapıları açılıyor sonra platformdaki kapılar açılıyor. Böylece raylara birilerinin düşme ihtimali sıfıra indirilmiş oluyor.  





Bizim buraları tavaf ettikten sonra Jing An Temple durağından metroya bindim ve People’s Square durağından çıktım. People’s Square pek ünlü bir meydanmış. Kocaman bir Parkı var. İnanılmaz yeşil, bahçeleri çok güzel. 






İçinde Barbarosa Restaurant’ta çok güzel bir yemek yedim. Yanda gördüğünüz mekan... İçerisi de, servis de çok güzeldi. Normalde buradaki servis elemanları çok kaba oluyorlar mekanlarda,  ancak ilginçtir buradakiler sevimliydi. Haa aklıma gelmişken, Çin’de hiç bir yerde bahşiş verilmiyor. Kabalık oluyormuş bu. Zaten verdiğinizde de bir paraya bir de size garip garip bakıyolar. Tam cimrilerin mekanı burası! Ye iç, hesabı öde çık. Zaten yemeklere gelen hesaplar Türkiye ile kıyaslayınca cep harçlığı gibi geliyor.

Park’ta 2 saate yakın dolaştım ve yorulunca Sarah ile buluşmama daha 1 saat olduğu için biraz kitap okuyayım dedim. Kindle’m yanımda olduğundan hemen bir banka oturdum açtım tam okumaya başlayacağım, 85 yaşında kadar bir Çinli bana yanaşıp İngilizce bilip bilmediğimi sordu. Mecburen evet diyince, başladı sohbete.  Anlattıklarından İnşaat Mühendisi olduğunu öğrendim, adam bir de kartını çıkarıp gösterdi üstelik Profesörmüş.  Artık doğru mu yalan mı bilemeyecğim belki de kendi bastırmıştır kartı. Gerçi sadece bir tane olduğu içinmiş de bana vermedi o ayrı. Dediğine göre 10 yıl Amerika da yaşamış bla bla  bla. Bu Amerika’da anladım ki İngilizce öğretmiyorlar ya da gidenler öğrenemiyorlar. Amerika’yı sevmememin bir nedeni daha çıktı. Kardeşim 10 yıl bir insan orada kalır da nasıl öğrenemez ki o dili. Adamın İngilizceyi dinleseniz değil 10 yıl sanki 10 gün kalmış. Ancak o kadar konuşuyor. O konuşma ile beni davet etmediği de kalmadı, bir daha Çin’e gidersem onu arayıp onda kalmamı istemesi de kalmadı. Adam bana külliyen sallıyor gibi geldi, hiiiiççç o kadar cana yakın Çinli görmedim daha şimdiye kadar. Pekin’de ilk gün gezerken turisttik meydanlarda sırıtan herkes hariç tabii. Ama onlar da sadece sırıtıyorlardı, beni evlerine davet etmiyorlardı sonuçta. Neyse ısrarla telefon numaramı istedi, olmadığını bu ülkede telefonumun  çalışmadığını söyledim. Asla da yalan değildi! Geldim geleli  çalışmıyor kahrolası telefonum!  Dönünce Vodafone’un benden çekeceği var!!! Adam ısrarla kendi numarasını verdi, ben yanlış isim verdim, erkek arkadaşım olduğunu ve arkadaşlarımla buluşacağm için artık ayrılmam gerektiğini söyledim ve bildiğiniz kaçtım oradan. Takip etse beni , daha buluşacağıma var 1 saat. Neyse onu da atlattım böylece ve dinlenmek için başka yer aradım. Sonra da gittim İstiklal Caddesini buldum. Bildiğiniz İstiklal Caddesi. Adamdan kaçmak için metroya girip Sarah ile buluşacağım West Nanjing Road durağına gittim. 7 numaralı çıkıştan bir çıktım karşımda İstiklal Caddesi! Aman ohh tanıdık bir yerler dedim attım kendimi oraya. Gittim bir banka oturdum, hem dinlendim,  hem kitap okudum biraz. Benim gittiğim yabancı şehirlerede bir yerleri mutlaka İstanbul'daki bir yerlere benzetme gibi bir sinir bozucu durumum var. Mesela Londra'daki Trafalgar Meydanı'na her zaman Eminönü Meydanı derim. Ayıp ediyorum biliyorum ama elimde değil :) 







Size söylemiştim Çinli bir tane bile yakışıklı erkek göremediğimi. Gördüğüm tek yakışıklı Çinli bu panodakiydi. E zaten onu da artist yapmışlar :) 


Zaman gelince Sarah’la buluşmaya gittim. Bir gün önce Ördek yemek için sözleşmiştik. :) Söyledim size benim başıma ne gelirse bu Ördek’ten gelecek.  Ama bu sefer olaysız geçti. Önce bir Roof Bar’a gittik. En iyi Shanghai manzarası oradaymış. Ve görünce manzarayı anladım ne demek istediğini. 




Eh siz de görünce anlamışşınızdır sanırım. Bir an dünyanın tepesindeyim sandım. Mavi ışıklı binanın arkasında karanlık olduğu için görülemeyen bir bina daha var ve halen yapım aşamasında. Önümüzdeki sene bittiğinde dünyanın en yüksek ikinci binası olacakmış. Birincisi herkesin bildiği gibi Dubai’de. Öndeki mavi ışıklı bina 100 katlı. Her sene o binada 100 katı merdivenle çıkma yarışı yapıyorlamış. Bu haftasonu yine yapılacakmış. Seyretmeye gideceğiz çünkü Sarah’ın erkek arkadaşı da katılıyor.   Şimdiye kadar ki rekor 100 katı 19 dakikada çıkan birine aitmiş. Kim olduğunu bilmiyoruz ancak 19 dakikada çıkmış her kimse. 20 ya da 30 kattan sonraki baş dönmesini nasıl durduruyorlar merak ediyorum. Bir keresinde Sam’la beraber katları merdivenlerden çıkalım deyip denemiştik Plaza’da. Yavaş yavaş çıkmıştık ve her şey gayet yolundaydı ancak hızlı çıkacak olsak biliyorum ki baş dönmesi oluyor. 

Nefis bir yemekti. Aslında herkesin bildiği gibi Çin mutfağı biraz riskli. Yani ne yediğinizi gerçekten bilmeniz gerekiyor.  Sarah ile damak tadımız aynı olduğu için verdiğimiz siparişler ikimizin de çok beğendikleri oluyor genelde. Bu akşam gittiğimiz mekan “Lao Beijing”  yabancılar arasında da çok popüler çünkü Shanghai’daki en iyi Geleneksel Pekin Ördeğini yapıyorlar. O yüzden salonda ciddi sayıda Batılı da vardı. Ama hepsinin iş yemeğinde oldukları çok belliydi. Erkeklerin çoğu takım elbiseli, masada genellikle Çinli ve Batılı karışık gruplar vardı. Ve genelde hepsinin evrak çantası vardı. Yani iş yemeğinde oldukları oldukça belliydi.  Her ne için orada olurlarsa olsunlar bence o nefis yemekleri tadan az sayıdaki şanslı kişilerdi hepsi.

Sonrasında elbette evimize geri döndük. Tembel tarafımıza denk geldiği için taksiye bindik. Zaten ben bütün gün dolaştıktan sonra iki adım daha atacak halde değildim.   

Aklıma gelmişken bugün tüm seyahatlerimi seyahat kartıyla yaptım. Bizdeki akbil gibi bir kart. Para yükledikten sonra, otobüs, metro, feribot ve taksilerin hepsinde geçiyor. Takside de bu kartı kullanmak bana çok kullanışlı geldi.


Yarın ki planım elbette yine kendimi dışarı atmak. Ama geldiğimden beri hiç spor yapmadığım için öncelikle sabah bir kaç saati spora ayırmayı düşünüyorum. Bu arada ara ara yaptığımız planlara yenisini ekliyoruz. Mesela daha manikür ve pediküre gideceğiz. Pedikür yaparken ayak masajı da yapıyorlar. Dükkanlarda inanılmaz manzaralara denk geliyorum. Tüm Batılılar yan yana oturup ayak masajı yaptırıyorlar. Ama en büyük keyif masaja gidecek olmamız. Tai masajı için şimdiden programımızı yaptık. Bu kadar dolaştıktan sonra dinlenmek benim de hakkım :) Kıskandığınızı biliyorum! Hiç bir şeyi değilse bile kesinlikle masajı hayal ettiğinize eminim. Hayatım boyunca bir kez denedim ve inanılmaz rahatlatıcı buldum. Şimdi tekrar aynı tecrübeyi yaşayacağımı düşündükçe açıkçası mutlu oluyorum.  

Hatta şimdiden gevşedim diyebilirim...