Günün Sözü

Umut her daim vardır...
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2013 Salı

Soğuk Odalar


Havanın durumu malum bugün... Bulutlar üstüme üstüme geliyor. Dışarısı soğuk... Kendi kendime mırmır yaparken bir yandan Emre Aydın'ın Soğuk Odaları'nı dinliyorum, bir yandan camdan dışarıda şehrin üzerine inmiş bulutlara bakıyorum. Tam eline kahveni kitabını alıp, battaniyenin altında bir koltukta tembellik yapılacak hava... Ama neredeee? Maalesef göz saatin kadranında, çalışmaya devam!  


Kendi kendime camdan kara kara bulutlara bakarken, hala aynı şarkıyı evirip çevirip dinliyorum. Ciddi takıntılarım var. Bir şarkıya takılınca kusana kadar aynı şarkıyı günde yirmibeşbin kez dinlerim. Bıkmam! Ancak başka bir taneye takılırsam ondan geçerim belki. Mesela haftalardır Piston'un "Bu Yüzden" parçasını dinliyordum. Muhtemelen milyon kez dinlemişimdir haftalardır, hala bıkmadım. Ama bu şarkıyı duydum, şimdiki yeni takıntım bu. E bir kaç zaman da bu gider artık. 

Dedim ya camdan dışarı bakınca  evde battaniye altında kahve kitap keyfi yapmak lazım... Tam gözümün önünden bu manzarayı geçirince, aklıma geçen gün hayatımın en absürt tanımlanmış fantezisi geldi.  

Kanka bana WhatssApp'tan yazıyor. "Şimdi Hawaii'de olsak, hava soğuk olsa, plajda bir battaniyeye sarınsak, dalgaları seyretsek. Böyle hafif titresek soğuktan, battaniyeye iyice sarınsak ama dalga sesleri de yumuşak yumuşak gelse kulağımıza!" Hayale bak sen!  Bu arada dışarı bilmem kaç derece sıcak tabii ki. 

Diyorum ki "Kızım illa üşümek, battaniyeye sarınmak istiyorsan git daha soğuk bir ülkeye, Hawai'nin niye içine ediyorsun da, orada bile popomuzu donduruyorsun? Niye Hawaii o zaman? Dünya'da soğuk yer mi kalmadı? Git o zaman İskoçya sahillerine, dondur poponu! " 

Cevap şu; "Ama ben Hawai'de olmak istiyorum! Sana ne? Benim hayalim, nereye istersem oraya giderim!" 


Yandaki şu manzaraya bakın ve lütfen dürüst olun! Bu manzara da kim battaniyeye sarınıp, poposunun donmasını ister ki? 

Bir doğrusu da, bir normali de beni bulsun allasen. 



3 Eylül 2013 Salı

Mutlu Son Olsun...

Bazen sizin de kötü olan hiç bir şeyi kaldıramadığınız oluyor mu? Biliyorum, hayat bu. Herşey güllük gülistanlık olup, tıkırında gitmez. Hayatın içinde iyi olan kadar kötü de var. Zaten dünyanın dengesi de iyi ve kötü, güzel ve çirkin, pozitif ve negatif olarak kurulmaz mı? Yin ve Yang nihayetinde herşey. Olması gereken de o! Yoksa kötü olmasa iyinin kıymetini bilmez , açlık olmasa tokluğun kıymetini bilmez ve bu tür örnekleri çoğalttıkça çoğaltamazdık.
Ancak an gelir, kötü giden hiç bir şeye tahammülünüzün olmadığı durumlar olmaz mı? Eminim oluyordur tabii. Ama benim ki bazen çekilmez hale geliyor. Mesela bir süredir yoğunluktan görüşemediğim bir arkadaşım arıyorsa, neden bilmem kötü bir şey duyacağım kaygısıyla telefonu açmak istemem. Sanki illa kötü bir haber verecekmiş gibi. Daha karşı taraf bir “Selam” demeden lafı yapıştırırım. “Bak, kötü bir haber vereceksen hemen kapatayım,  şu an kötü hiç bir şeyi duymaya mecalim yok!” Siz düşünün şaşkınlığı. Çoğu zaman “E bir dur be kızım, hal hatır soracağım, ne kötü haberi?” Olsun, ben tedbirimi alayım da konuşmanın gerisi nasıl olursa olsun.   
İşte bu anlarda, inanın kötü sonla biten filme de, kötü sonla biten kitaba da tahammül edemiyorum. Hani bulabilsem arayacağım yazarı, yönetmeni; “Kardeşim nedir bu? E yetti canımıza, zaten hayatta sürekli darbe yiyoruz, azıcık iyi bir şeylere ihtiyacımız var, ruh halimizi neden iyice yerlerde süründürüyorsunuz ki? E ama hiç mi iyi bir şey olmayacak da, illa gözyaşlarımızla yeni bir okyanus yaratacaksınız?  “ diyesim var. Anlayacağınız biraz daha halden anlayan, iyi niyetli, pozitif bakabilen yönetmen, yazar, yapımcı vs.’ye ihtiyaç var zannımca. Beni de düşünün ama!
John Lennon’un şöyle bir sözü vardır: “Beş yaşındayken annem, hayatın anlamının “Mululuk” olduğunu söylerdi. Okula başladığım zaman, büyüyünce ne olmak istediğim soruldu. Ben de “Mutlu olmak istiyorum” dedim. Ödevi anlamadığımı söyledir, ben de onlara siz hayatı anlamamışsınız, dedim.”  Adam biliyor da konuşuyor.
En baştan soruyorum; “Sonu mutlu mu, mutsuz mu?”
Aldğım cevap “Ay muhteşemdi, çok güzeldi, gerçi mutsuz bitti ama çok süperdi”  olsun,  hiç bir güç beni o filmi seyretmeye, o kitabı okumaya ikna edemez oluyor o an. Ta ki, ruh halim kaldırabilecek seviyeye gelene kadar.
Çocukça olduğunun farkındayım ancak eğer sizin de kötüyle ilgili kotanız dolmuşsa sadece içinde mutluluk olan şeylere yöneliyorsunuz. Benimkisi mutluluk avı doğrusu. Mutluluk avına çıkıyorum. Kötüye karşı tavrım delice tepkiler oluyor. Hani dizideki kötü karakteri bulsam bir kaşık suda boğacağım. Mutluluğu görünce, seyredince sanırım vücudumuz da daha iyi hissettiren bir çeşit hormon salgılıyor ki, bir şeyler hayatınızda kötü gitse de umudunuz oluyor. O gördüğünüz, okuduğunuz, seyrettiğiniz mutluluğa sarılıyorsunuz dört elle. Çünkü size umut veriyor. Hala iyi bir şeyler olduğuna dair, hala sizin için de iyi şeyler olacağına dair umut...
İnsan hayatında, en önemli şey umut... İnsanı ayakta tutan, herşeye karşın direnmesini sağlayan, savaşma gücü veren tek şey, umut... Umutsuz insan hayatından da vazgeçer, hayattan da vazgeçer. Oysa hayat herşeye karşın güzeldir. Yaşamak her ne olursa olsun güzeldir.
Kıssadan hisse; umudu elde tutabilmek için, tutturabilmek için, e el insaf ama;

Mutlu Son Olsun...