Günün Sözü

Umut her daim vardır...
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2013 Çarşamba

Tercihiniz hangisi?

Herkes bilir... Hayat adil değildir. Hiç bir zaman olmamıştır ve hiç bir zaman olmayacaktır. Muhteşem bir şekilde yaşadığını düşündüğümüz birinin bile kendisine mutsuzluk veren bir şeyleri mutlaka vardır. Hayatı boyunca mutsuzluk görmediğini düşünmek doğrusu epeyce bir hayalperestlik gerektirir. Nasıl düşünürseniz düşünün gerçeklerden kaçamazsınız. Dolayısıyla adaletin terazisinin hiç bir zaman dengede durmadığı gibi (bunun tersini ispat edecek babayiğitle gerçekten tanışmak isterim) mutluluk da sabit ve sonsuz değildir. Çünkü hayat adil değildir! Herkese ama herkese ömürlerinde bir defa da olsa mutlaka o çirkin yüzünü gösterir... Sizce iyi mi yapar?   Bence iyi yapar!  Çünkü hayatın adaleti adaletsizliğindedir...  


Haksızlığa uğramak, mutsuzluktan yerlerde sürünmek, zorluklara göğüs germeye çalışmak, biliyorum zor... Hem de çok zor... Ancak hiç düşündünüz mü, hayatınızdaki her felaketten sonra daha da güçlendiğinizi? İlk anlarda ümitsizliğin ve depresyonun dibindeyken, zaman içinde yavaş yavaş ayağa kalktığınızı ve daha önce çok daha kolay devrilirken kimi şeylere, bir süre sonra hacıyatmaza dönüştüğünüzü ve artık daha kolay ayağa kalktığınızı? 

Şu an belirli nedenlerle mutsuz olanlar, sorunların içinde boğuşanlar, dünyayı karanlık bir pencere ardından seyredenler ve/veya depresyonda olanlar bana kızacaklardır. İlk anda hiç bir şey kolay görünmez. Önünüzde çıplak ayak aşılacak sarp dağlar, susuzlukla geçilecek çöller, yüzme bilmeden debelenerek katedilecek okyanuslar, su toplamış ayaklarla yürünecek kilometrelerce yollar var, değil mi? Sizi mutsuz eden şeylerden uzaklaşmaya/kaçmaya çalışmak buna benzer hissettirir insanlara. Hepimize... 

Ancak insanoğlunun en güçlü tarafı güçsüzlüğüdür aslında. İnsan güçsüzlüğünün farkına varırsa eğer, hayatın adaletsizliğini kendi lehine çevirebilir. Kabul etmemiz gereken şey sıradan yaratıklar olduğumuz. Neden ben? sorusuna verilecek en doğru cevap yine bir sorudur aslında: Neden olmasın? Ne özelliğiniz var ki siz olmayasınız veya ben olmayayım? 

Tüm yaşanan olumsuzluklar sizce pes etmeye yeterli midir? Hayat triatlon gibi 3 aşamalıdır. Triatlonu herkes bilir sanırım. Önce yüzme, sonra bisiklet ve en son koşu bölümlerinden oluşan bir yarışmadır. İşte hayat da böyle 3 aşamalı bir yarışmadır aslında. Tıpkı insanın gelişimi gibi... Önce sürünür emeklemeye çalışırsınız, sonra ayaklarınızın üzerinde dengede durmayı öğrenir yürümeye başlarsınız ve en sonunda koşarsınız. Yaşanan her sorunda biz başa döneriz. Hani şu sürünme evresine... O evre sürekli kendini tekrarlar. Çünkü maalesef yaşamın içinde hayatın adaletsizliğiyle sık sık karşılaşırız. 

Tüm bu olumsuzluklara karşı ne yaparsınız genelde? Ne tür bir yol seçersiniz? Umudunuzu kaybetmeden hayata karşı mı durursunuz, yoksa pes eder, günü mü kurtarırsınız yavan bir şekilde? Böyle durumlarda her akşam tükenmişlikle yatağınıza gittiğinizde, eminim o yataktan hiç çıkmak istemiyorsunuzdur.   

İşte böyle durumlarda; her sabah 2 basit tercihle uyanırsınız... Birincisi; uykuya geri dönmek ve gördüğünüz rüyaya kaldığınız yerden devam etmek... İkincisi; uyanmak ve rüyalarınızın peşinden koşmak... Tercih sizin!  

  


3 Eylül 2013 Salı

Mutlu Son Olsun...

Bazen sizin de kötü olan hiç bir şeyi kaldıramadığınız oluyor mu? Biliyorum, hayat bu. Herşey güllük gülistanlık olup, tıkırında gitmez. Hayatın içinde iyi olan kadar kötü de var. Zaten dünyanın dengesi de iyi ve kötü, güzel ve çirkin, pozitif ve negatif olarak kurulmaz mı? Yin ve Yang nihayetinde herşey. Olması gereken de o! Yoksa kötü olmasa iyinin kıymetini bilmez , açlık olmasa tokluğun kıymetini bilmez ve bu tür örnekleri çoğalttıkça çoğaltamazdık.
Ancak an gelir, kötü giden hiç bir şeye tahammülünüzün olmadığı durumlar olmaz mı? Eminim oluyordur tabii. Ama benim ki bazen çekilmez hale geliyor. Mesela bir süredir yoğunluktan görüşemediğim bir arkadaşım arıyorsa, neden bilmem kötü bir şey duyacağım kaygısıyla telefonu açmak istemem. Sanki illa kötü bir haber verecekmiş gibi. Daha karşı taraf bir “Selam” demeden lafı yapıştırırım. “Bak, kötü bir haber vereceksen hemen kapatayım,  şu an kötü hiç bir şeyi duymaya mecalim yok!” Siz düşünün şaşkınlığı. Çoğu zaman “E bir dur be kızım, hal hatır soracağım, ne kötü haberi?” Olsun, ben tedbirimi alayım da konuşmanın gerisi nasıl olursa olsun.   
İşte bu anlarda, inanın kötü sonla biten filme de, kötü sonla biten kitaba da tahammül edemiyorum. Hani bulabilsem arayacağım yazarı, yönetmeni; “Kardeşim nedir bu? E yetti canımıza, zaten hayatta sürekli darbe yiyoruz, azıcık iyi bir şeylere ihtiyacımız var, ruh halimizi neden iyice yerlerde süründürüyorsunuz ki? E ama hiç mi iyi bir şey olmayacak da, illa gözyaşlarımızla yeni bir okyanus yaratacaksınız?  “ diyesim var. Anlayacağınız biraz daha halden anlayan, iyi niyetli, pozitif bakabilen yönetmen, yazar, yapımcı vs.’ye ihtiyaç var zannımca. Beni de düşünün ama!
John Lennon’un şöyle bir sözü vardır: “Beş yaşındayken annem, hayatın anlamının “Mululuk” olduğunu söylerdi. Okula başladığım zaman, büyüyünce ne olmak istediğim soruldu. Ben de “Mutlu olmak istiyorum” dedim. Ödevi anlamadığımı söyledir, ben de onlara siz hayatı anlamamışsınız, dedim.”  Adam biliyor da konuşuyor.
En baştan soruyorum; “Sonu mutlu mu, mutsuz mu?”
Aldğım cevap “Ay muhteşemdi, çok güzeldi, gerçi mutsuz bitti ama çok süperdi”  olsun,  hiç bir güç beni o filmi seyretmeye, o kitabı okumaya ikna edemez oluyor o an. Ta ki, ruh halim kaldırabilecek seviyeye gelene kadar.
Çocukça olduğunun farkındayım ancak eğer sizin de kötüyle ilgili kotanız dolmuşsa sadece içinde mutluluk olan şeylere yöneliyorsunuz. Benimkisi mutluluk avı doğrusu. Mutluluk avına çıkıyorum. Kötüye karşı tavrım delice tepkiler oluyor. Hani dizideki kötü karakteri bulsam bir kaşık suda boğacağım. Mutluluğu görünce, seyredince sanırım vücudumuz da daha iyi hissettiren bir çeşit hormon salgılıyor ki, bir şeyler hayatınızda kötü gitse de umudunuz oluyor. O gördüğünüz, okuduğunuz, seyrettiğiniz mutluluğa sarılıyorsunuz dört elle. Çünkü size umut veriyor. Hala iyi bir şeyler olduğuna dair, hala sizin için de iyi şeyler olacağına dair umut...
İnsan hayatında, en önemli şey umut... İnsanı ayakta tutan, herşeye karşın direnmesini sağlayan, savaşma gücü veren tek şey, umut... Umutsuz insan hayatından da vazgeçer, hayattan da vazgeçer. Oysa hayat herşeye karşın güzeldir. Yaşamak her ne olursa olsun güzeldir.
Kıssadan hisse; umudu elde tutabilmek için, tutturabilmek için, e el insaf ama;

Mutlu Son Olsun...