Günün Sözü

Umut her daim vardır...

10 Mart 2014 Pazartesi

Porsche Ayağa düştü...




Bundan çok değil 15-20 sene önce trafikte kafanızı nereye çevirseniz gözünüze bir Tofaş Şahin - Doğan çarpardı. Hatta bilirsiniz bu iki araba arasındaki benzerlikten dolayı bir geyik vardır; "Doğan kılıklı Şahin" diye. O araçlar mahalle delikanlıları tarafından modifiye edilirdi, altlarındaki sanki Şahin - Doğan değil de dersin bir Mustang, Ferrari, Porsche. O derece özenirler, toz kondurmazlardı arabalarına. 
Bir kaç gün önce fark ettiğim gerçek... Kardeşim İstanbul trafiğinde başımı nereye çevirsem gözüme Porsche çarpıyor. Doğan, Şahin klasmanına düşmüş yani. Memlekette ya hakikaten bilmediğimiz kadar çok zengin var yada bu araçlar bilmediğimiz kadar ucuza satılıyor zahir. Önüne gelen almış, duyan almış... 

Asıl sinir bozucu olanı şu ki; çocukluğumdan beri en büyük hayalim yarım saat de olsa bir gün şöyle cillop gibi bir Porsche kullanmaktı. Hatta parayla değil mi, hiç bir şey yapamıyorsam bir günlüğüne kiralarım yine hayalimi gerçekleştiririm diyordum. Çünkü gerçek şu ki; ömrüm sonuna kadar çalışıp, yemeyip içmeyip biriktirsem, bende o arabayı alacak para olmaz. Ancak hayal kurarsın öyle.

Ayıptır, günahtır... İnsanın hayalleriyle böyle oynanmaz! Hayal kırıklığım dibe vurmuş durumda. Porsche ayağa düşmüş, daha ne kullanacağım. Ha Şahin kullanmışsın, ha Porsche hiç bir anlamı yok artık. 10 sene de bir gördüğün - o da denk gelirse - vaaayy deyip ağzından sular akarak baktığın araba her köşe başında gözüne çarpınca kendi kendime "La, ha Şahin ha Porsche ne farkı var ki dedim" 

Sonuç olarak İstanbul'un bu trafiğinde kadranı da dibe dayayamayacağına göre ancak Şahin'le kapışırsın iki ışık arası o kadar. Bir hayalim daha yıkıldı. :(   Yine ne varsa benim Şahin'de var... Allah eksikliğini göstermesin! 


20 Şubat 2014 Perşembe

Kimbilir Kaç Kişi Sevdi Seni?




Kaç kişi senin o mutlu inceliğini sevmişti,
Kaç kişi güzelliğini, yalan ya da doğru.
Ama bir kişi senin o gezginci ruhunu
Ve değişen yüzünün hüznünü sevdi.

Yaşlanıp saçların ağardığında...

W.B. Yeats



7 Şubat 2014 Cuma

Kendi Sağlamamı yapıyorum

Adamım Sokrates demiş ki;

Sadece bir iyi vardır, bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet. 



Ben Gallileo Galilei'yim Sizse Vatikan!

Gallileo "Kardeşim, içinde bulunduğumuz dünya yuvarlak! Azıcık kafanızı kullansanız, başınızı o gömdüğünüz kumdan çıkarıp kaldırsanız, siz de göreceksiniz de; bu inat niye ben anlamıyorum." demiş.

Yani tabi ki tam olarak bu kelimeleri kullanmamıştır da aşağı yukarı bunu demeye getirmiş.

Hee, karşısındakiler ne yapmış? Popolarının rahatlığı bozulmasın, başka da kimse gözünü açmasın, iktidar gücünü kaybetme tehlikesini bertaraf edelim, doğruları kimsenin bilmesine gerek yok, bu adam da çok konuşuyor diyerek, kurdukları saçma sapan mahkemelerle hükmü vermiş, adamcağızı dooğğruuu zindana sepetlemişler. Zaten çok da yaşamamış sonra... Kapatıldığı zindanda ölmüş.

Ne zaman başkalarının rahatını bozan gerçeklerden bahsetseniz ya da eylemler yapsanız aldığınız tepkiler Gallileo'ya gösterilenlerden farklı değil. Bu devirde Orta çağ mahkemesi yok elbette, ama zihniyet aynı... Ha gerçek karanlık bir hücreye kapatılmışsınız, ha düşünme yetiniz köreltilerek beyninizi karanlık hücreye çevirmişler çok da farkı yok aslında.  Orta çağ zihniyetindeki primatlar hala eylem halindeler anlayacağınız. 

Çoğu zaman gözlemlediğim durum şu ki; insanlar kendi yarattıkları yapay yalancı dünyalarında gerçeklerden uzak ve kabul etmez şekilde yaşıyorlar. Bazen şaşkınlık verici şekilde keşfediyorum ki; inanıyorlar!  O yapay dünyaya, yaptıkları eylemlerin haklılığına, tek doğruyu kendilerinin bildiğine, gerçekten inanıyorlar... Derinlerde bir yerde aslında çirkin bir kaşıntı gibi bir yerlerini tırmalayan minik dürtüler var ama dedim ya; eğer gerçekleri kabul ederseler rahatları bozulacağından, kafalarında yarattıkları dünya, iskambil kartlarıyla yapılmış kule gibi yıkılacağından inatla inkar ediyorlar. Kendilerine o gerçekleri gösteren, hatırlatan, söz eden ne varsa etraflarında hepsini yoklarmışçasına görmezden gelip sanki onlar hiç olmamış gibi davranabiliyorlar.  

Bu rahatlatıcı bir eylem aslında. Düşünsenize; kendinizi mükemmel bir yaratık olarak addedip sonra bunun tersini söyleyen her şeyi, herkesi inkar edip, kendinizden uzak tutup, bu inanca sarılabilirsiniz. Çevrenizde sizi bu şekliyle kabul edecek zeka yoksunu bir çok kişi bulabilirsiniz. İnanın bana bulursunuz! Çünkü o primat zekalılar maalesef etrafımızda o kadar çok ki, siz Gallileolar her defasında o zindana kapatılmaya mahkumsunuz... Bundan kaçış yok. Tek sebebi de "güç" denilen olgunun (aslında ben Power demeyi daha çok seviyorum  :) ) hasbelkader onların elinde olmasından kaynaklanıyor. 

Gallileo'yu düşünün. Zamanının en üstün zekalarından birine sahipti. Zeka özürlü bir kaç din adamının elinde bulunan güç nedeniyle, hayatının son bulduğu nokta hepimizin malumu. Kabul etmesi acı da olsa maalesef durum bu. 

Birileri güç peşinde koşar ve bu yolda her şey mübahtır düsturunda  hareketle sonunda elde eder, birileri sadece doğruların peşinde koşar ve gerçekleri sunmaya çalışır ama gelinen nokta da galip gelen her defasında Güç'tür. Güç her zaman yalanlar, yapaylıklar üzerine kurulur ve gerçeklerin olabildiği kadar uzağındadır. Bu yüzden de Gerçeğin kazanmasına asla izin vermez!

Bir gün tüm gerçekler yüzeye çıkacaktır... Bir gün tüm zindanlar bir daha var olmamacasına yok edilecektir ve elde sadece gerçekler kalacaktır. 

Ama bugün Ben ve benim gibiler Galileo Galilei'yiz, dünyanın geri kalanıysa Vatikan!   

       


8 Ocak 2014 Çarşamba

Dostluk Baki, Sevgili Fani...

Bir zamandır yeni bir arkadaş kazanmaya çalışıyorum... Aslında ona kalsa sevgili olmamız lazım. Başka şartlarda doğrusu güzel de olurdu... Ancak şartlar maalesef dedirtecek durumda.

Doğru şartlar yoksa karagözlü olmanın anlamı da yok. Yoksa gözüm karadır gönül işlerinde. :) Ancak şu an ki durumda yapılacak en güzel şey,  iyi arkadaş olmak, dost kazanmak. Bu yolda da epey ilerleme kaydettim sanırım ve birilerinin daha gözünde arkadaş olarak kaldım. Doğrusu da bu zaten... 

İnsanların sevgisizlikten, şefkatsizlikten, yalnızlıktan, anlaşılmamazlıktan, bıkkınlıktan, aynılıktan ve hatta ayrılıktan ne kadar mutsuz olduklarını görüyorum. Öyle zor ki bu şekilde yaşamak. Herkes kapana kısılmış gibi... Bu ruh hali de genelde insanlara yanlış yaptırıyor. Pişmanlıklarla dolu büyük hataların içine sokuyor. 

Son yıllarda evlilik meselesini çok kurcalar oldum. Aslına bakarsanız benim çok kurcaladığım yok, doğrusunu söylemek gerekirse arıza hallerim için bekar yaşamak bana göre tam saltanat, ancak toplumsal gereklilikler ve genellemeler nedeniyle bekarsanız ve bundan sonsuz mutluluk duyuyorsanız sizde kesin bir sorun var bakışı oluşuyor yüzlerde. İnsanlar kabullenemiyorlar onlardan aykırı davrandığınızda. Mutlaka sürü içinde yaşamanız ve o sürünün kurallarıyla yaşamanız gerektiğini düşünüyorlar. Ya kendilerinde değişiklik yapacak güç yok - aslına bakarsanız kendilerinden epey de mutlu yaşayan birini görünce tahammül edemeyip aynı belanın içine başkalarını da çekmek istiyorlar- ya da hakikaten onlara doğduklarından beri öğretilen kurallara o kadar boyun eğerek yaşıyorlarken, sorgulamadan doğrusunun o olduğuna inanarak sizi aynı kumpasının içine çekmeye çalışıyorlar.

İşte benim, küçük bir kız çocuğunun istediği bir şeyi almak için yerlerde tepinerek gösterdiği tepki gibi bir tepki göstererek, bilinen klişeleri yapmamamın sebebi bu. Aynı mutsuzluğun ve ızdırabın içinde kaybolmak istemiyorum.

İnsanlar farklı farklı. Bunu artık hepimiz biliyoruz. İnsanların çoğu (genellemelerden nefret etsem de bazen maalesef gerekiyor) yalnızlıktan hoşlanmaz. Hatta bu düşünce onları dehşete düşürür. Sanki etraflarındaki kuru kalabalığın onlara bir faydası var?  Halbuki yoktur da... Bir türlü bunu kabul etmek istemezler. Gerçi onları anlıyorum da... Sonuçta insanlık ortaya çıktığından beri toplumsallaşma yoluna doğrudur tüm yapılanlar. İnsanoğlu toplumsal bir varlık sonuçta. Bu durumda bazen ben hala neandertal dönemi insanı mıyım diye de düşünmüyor değilim hani? Hatta daha öncesine, primat zamanına da denk geliyor olabilirim. Bu düşünce bana daha ferah geldi. Primat dönemde kimsenin elektrik, su, doğal gaz faturası gibi dertleri yoktur sanırım... Hmm düşündüm de hakikaten çekici bir fikir. :)

Herneyse, konu dağıldı. Demem o ki, karşıdan öyle görünmüyor olabilir ama... Evet, yalnızlıktan çok memnunum, canımın istediğini yapmak ve yapabileceğimi bilme düşüncesi beni sınırsız bir özgürlük içinde hissettiriyor, kimseye hesap vermek gibi bir durumum yok ve kafama estiği gibi yaşıyorum, çok hareketli bir yaşamım olmayabilir,  hatta çok sıkıcı da görünebilir, kendimi meşgul edecek bir çok şeyle uğraşıyorum, her gece dışarıda eller havaya yapmıyorum, hatta en son ne zaman yaptım onu bile hatırlamıyorum, ancak canımın istediğinde yapabileceğimi de biliyorum, uzaktan her şey lay lay lom görünüyor olabilir ama.... Dürüstçe ifade etmeliyim ki, Evet, ben de çoğu zaman şefkat ve ilgi ihtiyacı içinde oluyorum, Evet ben de hayatımda yaptığım her şeyi paylaşacağım, anlatacağım, güleceğim, sarılacağım, kollarında olmak istediğim özel biri olsun istiyorum hayatımda... Ama bu demek değil ki sırf bu uğurda her şeyi feda edeceğim. Sırf herkes öyle istiyor ya da sanki olması gereken oymuş gibi onların aldığı şekli alacağım, ufak sevgi kırıntılarına yüzümü döneceğim... Benim köşelerim var, girintilerim çıkıntılarım, eğriliklerim, yamukluklarım var. Tüm o kıvrımlar beni ben yapan şeyler ve "ben" olmaya da devam edeceğim. 

Ben kırıntılarla yetinmem, her şeyi tam isterim, Tamamlanmak isterim... İki yarım yan yana gelince tamamlanmıyor. Ancak o iki yarımın tüm kıvrımları, girintileri, çıkıntıları eşleşirse tamamlanıyor. Yap boz parçaları gibi... Ben tamamlanmayı bekliyorum... 



3 Ocak 2014 Cuma

Kahrolası 158. bölüm


Uzun zamandır geçemediğim Candy Crush'ın 158'inci bölümünü bu sabah Metro'da sırf vakit kaybetmek için oynarken mucizevi bir şekilde geçiverince az daha çığlığı basacaktım sevinçten. İçim öyle kıpır kıpır ki, kendimi kabinden dışarı atıp, merdivenlere yöneldiğim anda telefonu deli gibi tuşlamaya başladım. 

Saattin kaç olduğu hiç umurumda değildi... Azıcık bile, "uyuyor mudur?" diye düşünmedim... Uyuyorsa da uyansın bunu hemen paylaşmam lazım dedim kendime. Allah'tan ses hiç uykulu değildi. Selam bile vermedim. "Biliyor musun, o kahrolası 158'inci bölümü biraz evvel metrodayken geçtim az daha çığlık çığlığa şarkı söyleyecektim" dedim. Nasıl bir kahkaha patladı kulağımda. :) 

İşte böyle. Tüm manyaklıklarımız bile bize normal geliyor, saçmaladığımız anlar çok var. Başkaları için küçümsenecek çok şey yapıyor olabiliriz ama biliyorum ya orada, ben ne zaman ararsam arayım gülüyor, ne delice şeyler söylesem de normal karşılıyor, yaptığım hatalarda da , doğrularda da yanımda oluyor ya; işte bunu bilmenin beni nasıl huzura erdirdiğinin, nasıl rahatlattırdığının, nasıl mutlu ettiğinin karşılığı yok, ifadesi yok, anlatılır bir tarafı yok anlayacağınız. 

Hep biliyorum orada... Ne zaman ararsam arayım orada...  Öyle şanslıyım ki...

Dilerim bu sene herkes benim kadar şanslı olur. 

Her şeyi boş verin... 

İki tane şeye ihtiyacınız var bu sene. 

Birincisi Sağlık.... Ve bir de aynen benim ki gibi bir dost! 

Gerisi boş!!!!  




17 Aralık 2013 Salı

Suskunluk

Bazen sadece susmak gerekir ya... Ne diyeceğinizi, ne tür cümleler kuracağınızı bilemezsiniz... İşte böyle bir durumdayım ne zamandır. Yazacağım... Tekrar yazacağım da, biraz zamana ihtiyaç var... Hele biraz dinginleşsin her şey. Ben sindireyim her şeyi, işte o zaman tekrar devam edecek her şey eskisi gibi. 

Zaten başka da çare var mı? Her şeye rağmen, tüm kötülüklere, tüm kötü şeylere rağmen hayat devam ediyor... Acı bir şekilde de olsa devam ediyor işte...