Günün Sözü

Umut her daim vardır...

19 Eylül 2013 Perşembe

SAS Komandolarının Yeni Adayı...


Kamuflaj olmuş bir Çıtır. Bakmayın masum göründüğüne. Haber geldi... Orduya alacaklarmış. Askerleri eğitecekmiş. Ondan daha iyi kamuflajı beceren yok diyorlar. Masumiyetin altındaki şeytanlık...

Zaten bu şekilde dünyada iki kedi var. Biri Shrek'teki çizmeli kedi. Masumiyet ve Şeytanlık karışımı.... Diğeri de bu cehennem kaçkını. 

Annesi iki gündür yalvarıyor bana, "öyle deme, benim kızım ruhumu tamir ediyor, dinlendiriyor, mutlu ediyor" diye. Ruhu tamir ediyor da fiziksel zarardan bahseden yoookkk.. Arkadaş, her tarafımız bandajlı geziyoruz, hayır kedinin bu kadar vahşi olduğunu bilmesek, arkadaşımın kocası tarafından vahşice sevildiğini! düşüneceğim.  






18 Eylül 2013 Çarşamba

Başlarım böyle havaya... Bir de böyle kediye...

Sanki benim sıkıntım bana yetmiyor. Sanki her şey üzerime çöreklenmiyormuş gibi, bir de bulutlar... Bulutlar bugün yer çekimi kuvvetine karşı gelemediler. Hepsi aşağı indi.  Bu nasıl bir bunalımlı havadır, nasıl bir iç daralmasıdır çözemedim. 

Benim keyfim havaya endeksli olduğundan; hava güzel, ben güzelim... Hava kötü, ben kötüyüm... Bugün kötüyüm işte. 

Henüz hazır değilim yazın bitmesine. Daha kendimi alıştıramadım. Daha çoookkk vardı kışın gelmesine. Bugün kapıları tıklatmaya başladı gibi hissediyorum. E utanmaz yarın öbür gün tekmelemeye de başlar. Gelme kış! Henüz gelme! :( Daha hazır değilim o buhrana, karanlığa, soğuğa, lahana gibi kat kat giyinmeye. 
Kış çocuğuyum ama sevmem hiç kendimi bildim bileli soğuğu. Elim ayağım üşüdü mü, ha bir de karnım çok acıktı mı çekilmez biri oluyorum. Elimde değil, sinir kat sayım arttıkça artıyor, gerildikçe geriliyorum. Aksi mi aksi biri oluyorum. Ama sıcak olsun, karnım tok olsun pamuk gibi biriyim ben aslında. Tüm bunları yazınca kendimi kedilere benzettim. Hiç hazzetmediğim hayvanlar oysa. :(  Amaaannn Allah benzetmesin! 

Aklıma geldi, en son kedi maceramı anlatayım. İş yerinde en yakın arkadaşım Sam, (Ben ona böyle hitap ediyorum) evini badana yaptırmaya karar verdi bu yaz. Sam'in bir kedisi var. Yavruyken şöyle bir görmüştüm, eh işte deyip geçmiştim. Her gün Sam'in kedisine karşı sarf ettiği sevgi ve aşk sözlerini dinliyorum. Hayvanı bir anlatıyor, duyan dünyanın en muhteşem kedisi sanır. "Ben onunla yaşıyorum, onun sevgisi her şeye bedel, beni mutlu eden tek varlık o, her sabah öpüşüp koklaşıyoruz, bir sevişiyoruz, bir sevişiyoruz anlatamam" diyerek her gün nameler diziyor Çıtır isimli kedisi hakkında. Hiç unutmam bir gün asansördeyiz yemeğe iniyoruz, bizimle birlikte bir kaç kişi daha bindi diğer katlarda. Kimsenin farkında değiliz ve Sam yine Çıtır'dan bahsediyor: "Sabah nasıl seviştik anlatamam, gıdılarına gıdılarına yapıştım, karnını, her yerini öptüm öptüm doyamadım, o da benim boynumu, koynumu her yerimi öptü" diyerek döktürüyor nameleri. Bir an gayri ihtiyari gözüm asansördeki adamların yüzüne takıldı. Hepsi dehşetle bize bakıyorlardı. Asansör giriş katına gelip tuhaf bakışlarla bizi yalnız bıraktıklarında biz yerlere yatmıştık gülmekten. Kim nereden bilecek ki kediden bahsediyoruz. 

Sam'in badanası 1 hafta süreceği ve evdeki tüm eşyalar kalkacağı için Çıtır'a bir hafta bakıp bakamayacağımı sordu. Benim de hayvanlarla aram iyidir."Elbette, getir kalsın bende bir hafta, ne olacak ki?" dedim. (O kediye hayvan demek diğer hayvanlara hakaret ama canlılar aleminde onu sınıflandıracak başka bir isim bilmiyorum)   Allahım, hayatımın en korkunç kararını verdiğimi nereden bileyim? O Çıtır (Ben Katır diyorum) denilen mendebur hayvan bana dünyayı (benim evim benim dünyam oluyor) dar etti, zehir etti. Kendince bir yerlere saklanıp, farkına varmadan oradan geçerken birden fırlayıp tırmık atmalar mı? Beni mutfağa sıkıştırıp tıslamalar mı? Bir SAS Komandosu yeteneğinde ve sessizliğinde yerlerde sürünerek yaklaşıp birden üzerime atlamalar mı? Kedi, kedi değil bildiğiniz Şeytan! Kedinin şeytan yutmuş hali. Kendimi yatak odama kilitlemek zorunda kaldım çünkü beni tek başıma yakalasa kesin yiyecekti. 3. gün korkudan dayanamayıp annesini çağırdım, "mümkünü yok ben bununla yalnız başıma bu evde kalamam, gel kızına sahip çık" dedim. Ben 5. katta oturuyorum, Bu Çıtır denilen atarlı Gülistan pencerenin kenarlarında dolaşıyor. Allahım, bildiğim tüm duaları ediyorum düşsün aşağı diye. Sam'e dedim ki ; "Bak, tamam ben itmem (her ne kadar içimden delice böyle bir istek geçse de) biliyorum bir daha uyku girmez gözüme vicdan azabından.. Ancaaaakk, kendi düşerse de hiiiiççç üzülmem. İnşallah düşer de, sen de kurtulursun bu mendeburdan. Çünkü bu kedinin daha 15 yıl yaşayacağını düşünürsek çekilmez bir hayat var önünde". 

Sam her gün bir yerlerinde tırmık izleriyle geliyor işe. Bu ne? diye sorduğumda, neymiş Çıtır'ı çok sevmiş çok sıkıştırmış da o yüzden tırmalamışmış. Hayvan nankör! E be atarlı, e be nankör kedi. Bıraksalar sokaklarda sürünecektin, kız seni aldı, dersin Buckingham Saray'ına prenses gelmiş, yediği önünde yemediği arkasında, her şeyin en pahalısı, en kalitelisi, en güzeli alınıyor. Neymiş hayvan sevmeye gelmiyormuşta, tırmalıyormuş. Hayır efendim hayır, hayvanın soyu bozuk! Şeytan'ın dünyada şekil bulmuş hali. 

Kendimi yatak odasına kilitlediğim geceyi hiiiççç unutmam. Gelmiş, kapıya yapışmış, iki ayağının üzerine kalkmış, ön patilerindeki tırnakları çıkarmış, kapının camına dayamış o patileri, tırnaklarını aşağıya doğru ccvkkkkkkkkccvvkk diye iç tırmalayıcı bir sesle yavaş yavaş bir indirişi var, o anı gördüm, notu verdim. Şeytan yutmuş bu kedi!   

Sam'im, canım, ne üzüldü kızının bana yaptıklarını görünce. Hala da dünyadaki en sevdiği yaratık o antilop bozması, cehennem kaçkını kedi ya, aklım almıyor hala. Kendisine de dediğim gibi, sorgusuz sualsiz, hiç beklentisiz, o kediyi o kadar seviyor ya, kesin cennete gidecek benim arkadaşım.

Bense uzaydan gelme Allien, evimden çıkar çıkmaz şükür üstüne şükür duaları ettim. Rabbim sana şükür, o kediyle 5 gün yaşayıp hala hayatta kaldığım için diyerek. Gerçi kan akıttı mendebur hayvan, bacağımda izini taşıyorum ama inşallah kıstırırım bir yerde, bir gün! Annesi görmeden tabii :))    


  

17 Eylül 2013 Salı

Bütün Kızlar Toplandık

Hatun muhabbeti başka olur. Erkekler bunu anlamaz. Onların da kendilerine göre vardır toplanıp eğlenme şekilleri, ama kadınların ki başka olur. 

Benim kuzum büyüdü, kocaman oldu, üniversiteler kazandı ve başka bir şehirde yaşama yolları açtı. Yeğenim, ki çoğu zaman kendi kızım gibi hissederim, üniversite için İzmir'e taşındı dün. Hayatında ilk defa doğduğu şehirden uzak, ailesinden, yakınlarından kilometrelerce ötede başka bir şehirde yaşayacak. 

Benim yaşadığım apartmandaki ahali (toplam 6 daire)  genç popülasyondan oluşuyor. Binada ayrı dairelerden ziyade komün halinde yaşıyoruz diyebilirim. Daire daire dolaşıyoruz. Saat konusu pek kimsenin kafasına takmadığı bir ayrıntı. Hal böyle olunca herkes herkesin hayatındaki herkesi, herşeyi biliyor. 

Doğal olarak Haz'ı da hepsi tanıyor. Kızımız üniversiteli oldu ya, haydi bir Hoşçakal Partisi yapalım dedim. Apartmanı panayır yerine çevirdik. Yetenekli Bayan Ripley tarzında bir bahçekatı sakinimiz var. Güzel yemek yapar, güzel şeyler tasarlar, güzel makyaj yapar, hatta dün gece yeni yeteneğini keşfettik, güzel de dikiş dikermiş. :) Havalı bir elbise dikmiş kendisine... (Bir ara çalmaya çalışacağım.) Bütün apartmanı mumlar ve balonlarla süsledik. Giriş kapısından itibaren... Hepsi Bayan Ripley sayesinde. Apartman duvarına astığımız afişin dizaynını da o yaptı. Süslemeleri yapmak için sanırım 1 saat içinde tahminen 10 kez falan 4 katı inip çıkmıştır. Hakkını ödemek imkansız.  

Akşam işten çıktıktan sonra eve gidip parti hazırlamak, eğer her an yardımınıza koşacak dostlarınız yoksa çok zor. Ama ben çok şanslıyım. Çünkü sağlam dostlarım var. Aysin'im (çocukluk arkadaşım, can yoldaşım) daha ben eve gitmeden elinde ev yapımı nefis bir pastayla yola düşmüştü bile. Sonraki 2 saat hummalı bir çalışmayla tüm hazırlığımızı bitirdik. Ve Haz'ın tamamen habersiz olduğu sürprizimizi gerçekleştirdik. İnsanları mutlu suratlarla görmek çok güzel. Ayrıca birilerini mutlu etmek için illa da çok büyük şeylere gerek olmadığını bilmek de güzel. 

Uzun zamandır içmediğim kadar içtim. Eğlenmediğim kadar eğlendim. Gece boyunca farklı ortamlardan bir araya gelmiş insanların anlaşamayacağını düşünüp endişelenmediğim anlar olmadı değil, (Ev sahipliği zor zanaat mirim :) )  ancak insanlar güler yüzlü olunca, farklılıkların da daha güzel olduğunu gördüm. 

Yaşadığım binadaki ahali portföyü biraz değişik diyebilirim. Bir ara uzun uzun size hepsini anlatacağım. Biz nasılsa birbirimizin farklılıklarından keyif alan kişileriz.. Nasıl oldu bilemiyoruz bir şekilde bir araya geldik. Hepimizin gariplikleri bir ötekini eğlendiriyor. 23 yaşındaki tekne kazıntısı kızımızın ağzından çıkan en tatlı kelime amk. (Gecenin repliği kendisine aittir: Parti var dediler, geldik amk) Herkesin sadece kendi olduğu, öteki ne düşünür diye sıkıntıya girmediği, her türülü sohbetin rahatlıkla yapıldığı bir ortamda, her akşam eve gittiğinizde yalnız kalmayacağınızı ve çalacak mutlaka bir kapınız olduğunu bilmek, inanın bu zamanda en rahatlatıcı duygulardan biri. 

Umarım herkes bizim gibi şanslı olur... Umarım bizim gibi komşu değil de dost bulur. 



Bu dünyaya verilen zararların yarısı kendini önemli hissetmek isteyen insanların eseridir.

Demiş, T.S Elliot. 

Benim etrafım bunlarla çevrili ve cümlenin tam manasını birebir görüp yaşıyorum. (İş yerimdeki zavallılardan bahsediyorum.) Şükürler olsun arkadaşlarım bu tür şeyleri umursamayan kendileriyle barışık ve bu yüzden de keyifli insanlar. Son bir kaç seneyi etrafımdakileri ayıklayarak geçirdim ve geçmişte ne kadar stresli, ne kadar mutsuz olduğumu fark ettim. Şu anda da sorunlar yaşıyorum, hem de çok. Hayatla tek başıma mücadele ediyorum en başta. Ama hayatımın hiç bir döneminde son bir kaç senedir olduğum kadar mutlu olmadım. Sebebi etrafımdaki arkadaşlarım. Gerisi hikaye. 

İnsan dünyada isterse her şeyle başa çıkabiliyor. Yeter ki yanında güveneceği, seveceği, kendisini olduğu gibi kabul eden, yargılamayan, değiştirmeyen kişiler olsun. Ruhunuz özgürse eğer, mutlu olmamanız için bir neden yok. Hayatın içinde sorunlar her zaman var. Maddi sorunlar, etrafınızdaki insanların duyarsızlığı, işte görüyorsunuz yaşadığımız ülkedeki problemler, ego tavan yapmış ve sadece önemli olan kendileriymiş gibi davranan insanlar hep var olacak. Bunlardan kaçışımız maalesef yok. Hep olacaklar... 

İnsanoğlu doğanın en güçlü yaratığıymış gibi görünse de - doğaya hükmedebildiği için- aslında ruhsal olarak da o derece zavallı, o derece güçsüz... İnsanoğlunun "ego" denilen zayıf noktası, gezegenin en kuvvetli mihenk taşı. İnsanın gümüşünü, altınını ya da tenekesini ortaya çıkarıyor. 

Kendini illa da önemli hissetmek isteyen insanın diğerlerine yaptığı tıpkı Kelebek Etkisi gibi. Dünyanın bir yerinde bir Kelebek kanat çırptığında diğer bir yerinde kıyametler kopabiliyor. Bu insanların yaptıkları da. felaketler yaratmak. Kendilerini o kadar çok önemsiyor, o kadar çok bencilce davranıyorlar ki bunun farkında bile değiller. Oysa kalıcı şeyler iyilikten geçiyor. Elbette kötülükleriyle tarihe iz bırakmış, adını yazdırmışlar var... Ama nasıl hatırlanıyorlar ? Lanetle... Oysa asıl zor olanı ve en önemlisi gücünün yettiğince iyi olmaya çalışmak değil mi? 

Son günlerde büyük bir dikkatle GreenPeace'in Kutupları kurtarmak için Shell'le verdiği savaşı takip ediyorum. Naçizane bir destekçileri de benim. En basit ve gözle görülen örnek işte. 3 yıllık petrol için dünyanın içine etmek! Nedir şimdi bu adamların amacı? Çok para kazanmak, önemli insan olmak! Para güç demek. Haspalar kendilerini önemli hissedecekler ya, dünya mahvolmuş mahvolmamış kimsenin umurunda değil. İnsanlığın geri kalanı felakete sürüklenmiş hiç önemi yok! Önemli olan, onlar önemli insan olacaklar ya. Tüm dert bu! Nasıl bir bataklıkmış bu insan egosu, nasıl bir cerahatmiş bu insan bencilliği anlaşılır gibi değil Bu en büyük örnek. Bunun gibi büyük küçük kaç örnek var. 

Etrafınıza bir bakın... Kendini bir halt sanan, çooookkk önemliymiş gibi davranan insanlar sizce azımsanacak gibi mi? Cebinde  "Hamili kart yakinimdir." yazısı ile dolaşır zihniyette az insan olduğunu mu sanıyorsunuz? Ben her gün sayıyorum. Her gün sayı artıyor. 

Oysa keşke herkes avucundaki kelebeği sadece ve sadece insan olmaya bıraksa... Keşke o kelebek etkisini sadece iyiliğe, "hiç" olmaya kullansa.

               

11 Eylül 2013 Çarşamba

İnsan Olmak Ölmektir...


Çünkü ölmek, yaşamayı değerli kılan şeydir...


Etrafınıza baktığınızda "ölmekten korkmuyorum" diyen kaç kişi var? Bence hiç yok! Neden mi? Çünkü hiç biri hayatının hakkını verememiştir.

Hayatı hak ettiği gibi yaşarsanız, kafanızda tek bir keşke, yapamadıklarınızdan tek bir pişmanlık yoksa ölmekten de korkmazsınız. 

Ölüm aslında bir bitiş değil, finale varmanızın kutlamasıdır. Her şeyin tadını çıkarmış, hakkını vermiş, e artık yorulmuş ve dinlenme zamanınızın geldiğine dair işarettir.

Size verilen hayatı yalnızca siz, ama yalnızca siz yaşamışsanız, finale de yüzünüzde kalender bir gülüş, her şeyin sonunun olduğunu bildiğiniz bir olgunluk ve hakkını verdiğiniz yaşamınızdan duyduğunuz gururla gidersiniz o bilinmeze.

Etrafıma baktığımda çevremdeki hiç kimsede böyle bir his göremiyorum. Ölüm, insanları dehşet verici biçimde korkutuyor. Çünkü hala bir umutları, hala yapamadıkları, hala yaşayamadıkları şeyler var. Başkalarının hayatını yaşarken kaybolup giden kendi hayatlarına sarılmak istiyorlar ama bunu nasıl yapacaklarını bilemediklerinden, bir kısır döngü içerisinde ölüm korkusunun dehşetiyle sessiz çığlıklarla bekliyorlar...

Ölmek, yaşamayı değerli kılan şeydir. Ölüm olmasa hayatın anlamı olmaz. Elinizden yitip gidecek ve asla geri gelmeyecek tek şey zaman. O zaman ki, değerini bilmek ve hayatınızın hakkını vermek için size sunulmuş olan en muhteşem hediyedir. Hayatınızın tik tak'ları her geçen saniye atıyor. Siz duymuyorsunuz ama içinizde bir yerlerde çığlık çığlığa bir uyarı yapılıyor. "Hayatını boşa geçirme!"

Çevrenize bakın... O ne der, bu ne der, o ne düşünür, bu ne düşünür diye gerçekten yaşamak istediğiniz nelerden vazgeçtiniz? Gerçekten yapmak istediğiniz neleri kurban ettiniz? Sırf başkaları memnun olsun ya da hakkınızda başka türlü düşünmesin diye neleri feda ettiniz? Başkaları için yaşamaktan yorulmadınız mı? Kendiniz için, çılgınca, aptalca, hiç kimseyi umursamadan, yargılanma, ayıplanma, dışlanma korkusu yaşamadan en son ne yaptınız? Ya da hayatınız boyunca hiç yapabildiniz mi? 

Veya kendinize hiç bakmadan sürekli başkalarının hayatını takip ettiniz mi? Yargılayıp küçümseyerek, eleştirerek, yerden yere vurarak, doğruyu yalnızca sizin bildiğinizi diğer herkesin yanlış olduğunu düşünerek başkalarının hayatına müdahale ettiniz mi? Bu başkalarıyla uğraşırken geçen zamanda sizin anlamsız hayatınızın da gün be gün yok olduğunu düşündünüz mü? Böylece kendi hayatınız yerine başkalarının hayatını yaşadınız mı?    

Ne zaman başkalarının hayatını yaşamadan, kendi hayatınızı yaşayacaksınız? Ne zaman ölümden korkmayacaksınız? 

İnsan olmak ölmektir... Çünkü ölmek, yaşamayı değerli kılan tek şeydir. 
     
 

10 Eylül 2013 Salı

Kurtarılmayı beklemek


Bazen siz de biri beni kurtarsa, boğuluyorum diyor musunuz? 

Bu ülkeden, bu ülkedeki haksızlıktan, birilerinin "dur!" demeyişinden boğuluyorum... Kocaman bir İMDAT diyorum ama kimsenin umursadığı yok. 
 
Buyrun tıklayın, siz de öğrenin durumu. 


Çoğu kişiye komik gelecek konu benim için önemli. Çünkü bu ülkede, hiç bir karşılık almadan sürekli sövüşlendiğimi hissediyorum. Hiç bir şeyin bana getirisi yok. Taş ocağındaki mahkumlar gibiyim. Her gün kazma sallıyorum, karnımı bile doyuramıyorum. Ayağımda pranga var. İnanın var. Belki görünmüyor ama o taş ocağındaki mahkumlardan hiç bir farkım yok, inanın.

Aylar önce Başbakanlığın sitesinde halkın ulaşıp sorunlarını iletmesi gereken e-mail adresine gönderdiğim mail'e hala bir cevap çıkmadı. Ciddiye alınmadım sanırım. Aylar önce şikayet ettiğim kurum beni hala söğüşlemeye devam ediyor... Devlet sahip çıkıyor mu? Kocaman bir HAYIR!  

O günkü duygularımda herhangi bir değişiklik var mı? Yine HAYIR! Her geçen gün katlanarak büyüyor içimdeki isyan duygusu. Anladım ben. Bu ülkede ne kadar suç işlersen o kadar kıymetlisin. Dürüst, doğru olmayacaksın. Hatta artık bu kelimeler aptallıkla eş anlamlı hale geldi neredeyse. 

Gönderdiğim mail şu idi; 

"Bugün dünyadaki en adaletli ülkeyi bulup, bu ülkeyi terk etme kararındayım. Sizin bir bilginiz varsa bununla ilgili en azından vatandaşınız olan bana ilk ve son bir iyilik yapmış olursunuz.  Nereye gideyim? Hangi ülkeyi tavsiye edersiniz? Tüm kalbimle kesin kararlıyım hemen bugün başvuracağım. 
 
Bu ülkenin insanından her geçen gün biraz daha kahredip, biraz daha uzaklaşıyorum. Kendimizle ilgili söyleyeceklerim muhtemelen size hakaret gelecek ve maalesef ki bununla ilgili suçlanıp bir de başa bela almaktan korkuyorum. Bizi bu kadar korkak ve hakkını arayamaz bir halk haline getirdiniz, teşekkür ederim.
 
Size basit gelecek konuya geleyim. (Bugün artık zurnanın zırt dediği noktaya geldim ve sadece bundan söz edebiliyorum. Aslında söz etmek istediklerimin sayısı azımsanacak gibi değil ama dinleyecek yetkili bulabileceğim inancı olmadığı için sadece son yaşadığım sorunu ele alıyorum.) 
 
Elektriği özelleştirdiniz ama maalesef ki kontrol etmeyi unuttunuz. Sayaçlarımız değişiyor. Sayaç parası adı altında insanlardan para toplanıyor. (Size komik gelecek rakam bana büyük geliyor, benim gibi bir çok kimseye büyük geliyor) Enerji Bakanı'nın 2014'ten itibaren sayaç parası alınmayacağına dair söylemi muhtemelen BEDAŞ'In sahibini -her kimse (sizin sayenizde)- harekete geçirdi ve süre dolmadan ne kadar insanı söğüşleyebilirsem kardır mantalitesiyle, harekete geçirdi. Devletin Elektrik Kurumu nasıl özelleştiriliyor, bir anlayan varsa bana anlatsın! 
 
Sayaçların değiştirilmesini ben istemedim. Eski sayacım arızalı değildi. Sayaç değiştiğinden beri elektrik faturam iki katına çıktı. Ben yalnız yaşayan, başına bir şey gelirse, çaresine de kendisi bakması gerektiğine inanan,  devletine zerre kadar güvenmeyen  bir kadınım. Kazancımın üçte birini vergi olarak ödüyorum. (Sadece bordromdaki kesintiden söz ediyorum, diğer ödediğim vergilere girmeyeyim hiç) Ödediğim vergilerin şimdiye kadar tek bir kuruş  getirisini gördün mü? HAYIR.
 
Her şeye susmaktan ve boyun eğmekten, sesinizi çıkardığınız anda tepenize birilerinin binebileceğinden ve her şekilde korumasız kalacağınızın hissettirilmesiyle dolu bir hayat yaşıyorum. 
 
Ben bu devletten asla ama asla memnun değilim. Şimdiye kadar ki ömrümde tek bir suç işlemedim, tek bir yanlış yapmadım bu ülkeye karşı. Karşılığında hiç bir şey almadım da. Ne güven hissi... Ne de başıma bir şey gelirse devletim var düşüncesi...
Üzgünüm ama, işe yaramaz, adaletsiz, sadece kendini düşünen, bin bir hile ve açgözlülükle cebini dolduran, ikiyüzlü, arsız ve inanılmaz derecede görgüsüz insanların yanında varsınız. Yapılan göz kamaştırıcı "biz herkesin yanındayız" tarzı bir kaç ihtiyacı olanın yanında görünme çabası, her kimse, PR için iyi olabileceğini düşündüğünü söyleyen birine ait olmalı. Ama sempatiden ve gerçeklikten çok uzak. Maalesef ki bu ülkede çok cahil olduğu için bu görüntüler onları etkiliyor olabilir ancak gerçekçi ve objektif insanları sadece güldürüyor. 
 
En baştaki koca koca adamlar bir bin yalan ve sahtekarlıkla iş yaparken küçücük halkından ne beklersiniz? Bu koca koca adamlara sadece Devlet adamlarını sokmuyorum, iş adamından, bürokratına, sanatçısından, zenginine - kısacası elinde para varsa gücü de var- olan insanların hepsinden söz ediyorum. 
 
Bu kadar acınacak bir durumdayız. "Paramız varsa, gücümüz var, adaleti de satın alırız" düşüncesi herkesin kafasına yerleşiyor. 
 
Bugün çok öfkeli ve ülkesinden iyice sıtkı sıyrılmış biriyim. Bugün özellikle tüm haksızlık ve adaletsizlere karşı gücü tükenmiş hisseden biriyim. 
 
Beni bu hale, hiç bir şeyi kontrol edemeyen ama parası varsa canının istediği her şeyi yapabilecek bir güruh yaratan bu devlet -ülke- yöneticiler- ya da adı her ne ise, siz nasıl isimlendirirsiniz bilemiyorum- getirdi. 
 
Ben gerçekten ama gerçekten gitmek istiyorum ve siz akıl verin bana. Nereye gideyim? Her şeyi biliyorsunuz bunu da bilirsiniz. Deyin ki bana; "dünyanın şu ülkesinde bu tür şeyler olmuyor, kontrol de var, adalet de var, herkes eşit ve bürokratik saçmalıklarla yılmadan hakkını arayabiliyorsun, sen en iyisi oraya git" deyin inanın hemen yarın eşyalarımı toplayıp başvuracağım oraya. 
 
İnsanın, insan gibi hissetmek istemesi bu kadar güç olmamalı. Adalet düşüncesi bu kadar ütopik olmamalı. Haksızlık bu kadar yaygın ve aşina, dürüstlük ve hak arayışı bu kadar umutsuz görünmemeli.
 
Google'da arattığınızda Dünya'nın en Adaletsiz ikinci ülkesiymişiz!!! Para sizde, güç sizde... Siz seversiniz bu ülkeyi... Ben de o da yok, sevgim tükendi... Bilmek istiyorum, siz nereyi tavsiye edersiniz acaba? Şimdiye kadar parmağınızı bile kıpırdatmadığınız bu vatandaşınıza bir iyilik yapın artık.  Bu da benim vatandaşlık hakkım olsun. İlk ve son defa... Cevap bekliyorum. Ne adalet, ne hak, ne güvence hiç bir şey alamadım, bari bir cevap alayım." 

Birilerinin bana doğru dürüst cevap verebilmesini umuyorum. Ama bu ülkede "umut" denilen kelimeyi hala kullanmalı mıyız? onu da bilemiyorum! 

Benimki tükendi çünkü. 


Bir Aşk Hikayesi

Tamam, belki size biraz züppece gelecek ama ben Türk dizisi seyretmem. Öyle saatlerce bir şey demeden birbirlerinin yüzüne bakan tiplerin, zaman doldurmak için aynı sahneyi tekrar tekrar gösteren yönetmenin, reklam içinde dizi mi, dizi içinde reklam mı seyrettiğimi 15 dk sonra unutturan sürecin beni saatlerce ekran karşısına kilitlemesini istemem. O kadar vakitte yapılacak çoookkk şey var bu hayatta.

Ancak makul zamanlamayla yapılan, epey de ilginç olan yabancı dizileri seyrederim. Şükürler olsun, epey teknolojik bir çağdayız ve şükürler olsun internet denilen bir dünya var, istediğinizi çok rahatlıkla seyredebiliyorsunuz. Size keyif alabileceğiniz bir kaç dizi bilgisi vereceğim daha sonra.

Ancak tüm bu düşüncelerimi değiştiren, beni ekrana bağlayan, e epeyde salakça olduğunu bildiğim halde bile hala haz alarak zaman harcadığım tek dizi; Bir Aşk Hikayesi.

Olay şu şekilde gelişti.

Kafaca çok anlaştığım kuzenim bir kaç hafta evvel teyzemle beraber bana yemeğe geldi...

Teyzem öyle herkesin teyzesine benzemez. Hayatımın en güzel ilklerini onun sayesinde yaşadım. Ömrümün sonuna kadar unutamayacağım 18. yaş günümü onun sayesinde kutladım. İlk erkek arladaşımla onun sayesinde çıktım.  Annemle dahi konuşamadıklarımı onunla konuştum. Çocukluğumun en keyifli zamanlarını onun evinde geçirdim. İlk sinemam, ilk parfümüm, ilk gezmelerim hep onun sayesinde olmuştur. Küçük bir kız çocuğu için sihirli bir dünya olan çantasının içinden çıkmadım, bir çok makyaj malzemesini heba ettim, sesi çıkmadı. Bunun ne kadar sinir bozucu bir şey olduğunu da ancak ben teyze olduğumda öğrendim.

Bir araya gelince aklınıza gelebilecek her konuyu konuşuruz. Bu sıra derdimiz şöyle güzel bir aşk yaşamak... 29 yaşında dul kalan teyzem, aradan geçen 25 yıldan fazla zamanda, hayatın içinde ordan oraya savrulup bir aşk yaşamadığından, doğal olarak bazen “ahh şöyle güzel bir aşk olsa da bizim de başımıza gelse” cümlelerini sarf eder bizimle birlikte. Kızlar bir araya gelince ne yapar? Sizi yanıltmasın, benim etrafımdaki hatunlar bilinçlidir. Tek muhabbetimiz aşk değildir.  Erkeklerin kahvehanelerde  yaptığını yapıp biz de Türkiye’yi ya da dünyayı kurtarma planları bile yaparız.  Politika en baştaki konularımızdandır. Sıkı da tartışırız hani. Ama sıra aşk konusuna gelince,  şöyle içimizi çeker, “Bulamadık bir taş, yahu!” deriz hepimiz.

İşte kuzenin benimle de paylaştığı son keşfi. Korkut Ali... Allah’ım o ne bakıştır? O nasıl sevmektir? O nasıl bir yaratıktır?

Kuzen, “Korkut Ali’yi bir görmen lazım. Her hali başka güzel. Öfkesi de, sevmesi de, ağlaması da, kötülüğü de bambaşka” dedi konuşma esnasında. Mutlaka seyret diye tembihledi. Dizinin Kore dizisinden uyarlama olduğunu öğrenince ilk başta epey antipatik geldi. (Laf aramızda, İntikam berbat olmuş. Meraktan bir bakayım dedim 15 dk tahammül edemedim. Orjinali seyreden, Türk versiyonuna 15 dk katlanamaz. )  
Kuzen’in tavsiyelerini dikkate alırım. O da herşeye güzel demez, ince eler, sık dokur. Görüşleri önemlidir benim için. Bir bakayım ne menem bir diziymiş dedim. Deyiş o deyiş... Ben oldum müptela.  Haksızlık olmasın orjinalini de seyredeyim, değerledirmeyi doğru yapayım dedim. Denecek tek şey, ekibin ellerine sağlık, uyarlama da olsa süper olmuş. Hakkını vermişler.

Kuzen, duacınım... Gerçek dünyada yaşayamacağız da (Türk erkeklerinin danalıkları malum) “şöyle tadıyla bir aşk filmi seyredip, hayal kuralım bari” modunda imdadıma yetiştin.

Her kadının hayalidir güzel bir Aşk Hikayesi yaşamak... Bize de düşen, işte böyle güzel Bir Aşk Hikayesi izlemek...